Tatil artık bitti sayılır. Haftaya okul başlıyor. Açıkçası tatil açısından bombok bir yaz geçirdim.
Ne zaman başladı?
Ne zaman bölündü?
Ne zaman tekrar başladı?
Ne zaman bitti?
Tatil boyunca ne yaptım?
Tatil amacına ulaştı mı?
Harbiden ne oldu lan bu yaz? Nasıl bir yazdı bu böyle? Her neyse işte. Geldi, geçti, bitti, gitti..
Yeni bir yıl. Yeni bir dönem. Yeni dersler. Yeni hocalar. Yeni arkadaşlıklar. Hatta belki yeni dostluklar. Yeni, yeni, yeni...
Bu yeniliklere ve eski dostluklara ulaşmak için biletimi almaya gittim bugün. İlk girdiğim firmanın elemanı telefonla konuşuyordu. Samimi bir görüşmeydi. Belli ki bir tanıdığı falan. Ankara'ya 35 liraya bilet sattı arkadaşımız. Görüşmesi bitince de bana döndü.
— Merhaba beyefendi nasıl yardımcı olabilirim?
— Ankara'ya biletleriniz ne kadar acaba?
— Hangi gün?
— Bilet fiyatınızı öğrenmek istiyorum ben?
— 45 lira.
— Tek fiyat mı?
— Size 40 yaparız.
— Peki, teşekkürler. İyi günler.
Tanıdıklarına indirim yapma demiyorum. Ama gözümün önünde indirim yapıyorsan, o indirimi bana da yapacaksın arkadaş. Aptal mıyım lan ben?
Neyse, gittim başka bir firmaya.
— Merhaba, buyurun?
— Ankara'ya biletleriniz ne kadar acaba?
— Hangi gün?
Bilet fiyatı sorduğumda gün soran 2. bir firma. Hemen bir bilet satma çabası falan. Hayır nedir yani? Çarşamba 35 lira da Perşembe 25 lira mı? Tabi ki bunları içimden söyleyip, konuşmaya devam ettim.
— Cumartesi.
— 45 lira.
— Tek fiyat mı?
— Size 40'tan yardımcı oluruz.
— Son fiyat 40 mı?
— Öğrenci misin?
— Evet.
— En son 35'e olur.
— Tamam.
— Satayım mı yani?
— Evet.
Tamam dedik işte. Daha ne tekrar-tekrar onay bekliyorsun? Call center mısın başıma?
Yok 45'ti, 40'tı derken 35'e kadar düşen firma yetkilisine ve onun gibi bütün satıcılara saygılarımı gönderiyorum. Normalde bir şeyin hakkı neyse o fiyatı vermekten yanayım. Ama bu pazarlık paylı satıcılar yüzünden pazarlık yapmak zorunda kalıyor insan.
Ne var yani direkt 35 desen. Ben de hiç pazarlık yapmadan alsam. Vakit kaybetmesek ne güzel?
Ama bunun sana gelişi zaten 30 lira değil mi?
Pardon.
26 Eylül 2012 Çarşamba
23 Eylül 2012 Pazar
Zeplin
Bugün de huzursuz uyandım. Yatağımdan çıkabildiğimde yaptığım ilk iş hazırlanıp her zaman gittiğim parka gitmek oldu.
Hep mutsuz olduğum zamanlarda parka giderim ben. Orada oynayan çocukları izlemek iyi geliyor bana. Onlar güldükçe, eğleniyorum. Onlar koşturdukça, unutuyorum olumsuzluklarımı.
Her neyse, yaktım sigaramı kibritimle. Ardı ardına çektim dumanı içime. Daha sigaranın yarısına bile gelmeden başladım kendi kendime "şöyle yapıcam, böyle yapıcam" demeye. Bir ara salıncaktaki küçük kız çocuğuna takıldı gözlerim. Parmaklarımda bir sıcaklık hissetmeye başladım ardından. Sigara bitmiş. Her zamanki artistik atışımla, üstüne basmadan söndürdüm sigarayı.
Kendi kendime gülmeye başladım içten içe. 5 dakika önceki "şöyle yapıcam, böyle yapıcam"larıma gülüyordum. Hiç birisini de yapacağım yok çünkü. Aslında yapılması gereken ama benim varoluşuma ters olan kararlar hepsi.
Benden 5-6 yaş kadar büyük birisi geldi, oturdu yanıma. Onun da neşesinin yerinde olmadığı anlaşılıyordu her halinden. Suratı asık, hareketleri yavaş, gözleri dalgın..
Bir süre sonra laf attım ortaya;
— Hayat ne kadar da boş, keşke hep çocuk kalsaydık değil mi birader?
— (bana mı diyorsun der gibi bir bakış)
— Hep 5 yaşında kalıp, kendi kurallarını belirlediğin oyunların oyuncusu olmak istemez miydin sen de?
— (dalgacı bir gülüşle) Haklısın.
Bir süre ikimiz de çocukları izledikten sonra nasıl girdiğini hatırlamadığım bir şekilde lafa atıldı. Önce karmaşık vatandaş felsefesi yaptı. Ardından kendi dertlerinden bahsetmeye başladı. Dinledim, dinledim, dinledim.. Aralarda onay bekleyen cümlelerini onayladım. Tavsiye isteyen cümlelerine kendimce tavsiyeler verdim. Umutlarımı, temennilerimi dile getirdim. Sonunda derin bir iç çekerek "yaa, işte öyle" dedi ve bitirdi konuşmasını.
Sonra dinlediğim için teşekkür edip "hadi bana eyvallah" dedi ve gitti. Kaldım yine kendimle baş başa. Ah pardon. Çocuklarım var karşımda. İzlemeye başladım yine onları. Bir sigara daha içmek için paketten aldığım sigarayı yerleştirdim dudaklarımın arasına ve kibriti sürttüm pakete. Yanmadı. Başka bir kibrit daha alıp sürttüm pakete. Bu sefer yandı. Ama sigaraya götürene kadar rüzgar söndürdü bu kez de. İyi oluyordu böyle. Eğleniyordum. Vakit geçiyordu en azından.
Yaa, işte öyle. Akşam oldu ve eve gittim. Duş güzel şey. Çıkmadan önce soğuk suyun altına girdiğin andaki nefes kesilmesi, orgazmla yarışır.
Hadi bana eyvallah.
Hep mutsuz olduğum zamanlarda parka giderim ben. Orada oynayan çocukları izlemek iyi geliyor bana. Onlar güldükçe, eğleniyorum. Onlar koşturdukça, unutuyorum olumsuzluklarımı.
Her neyse, yaktım sigaramı kibritimle. Ardı ardına çektim dumanı içime. Daha sigaranın yarısına bile gelmeden başladım kendi kendime "şöyle yapıcam, böyle yapıcam" demeye. Bir ara salıncaktaki küçük kız çocuğuna takıldı gözlerim. Parmaklarımda bir sıcaklık hissetmeye başladım ardından. Sigara bitmiş. Her zamanki artistik atışımla, üstüne basmadan söndürdüm sigarayı.
Kendi kendime gülmeye başladım içten içe. 5 dakika önceki "şöyle yapıcam, böyle yapıcam"larıma gülüyordum. Hiç birisini de yapacağım yok çünkü. Aslında yapılması gereken ama benim varoluşuma ters olan kararlar hepsi.
Benden 5-6 yaş kadar büyük birisi geldi, oturdu yanıma. Onun da neşesinin yerinde olmadığı anlaşılıyordu her halinden. Suratı asık, hareketleri yavaş, gözleri dalgın..
Bir süre sonra laf attım ortaya;
— Hayat ne kadar da boş, keşke hep çocuk kalsaydık değil mi birader?
— (bana mı diyorsun der gibi bir bakış)
— Hep 5 yaşında kalıp, kendi kurallarını belirlediğin oyunların oyuncusu olmak istemez miydin sen de?
— (dalgacı bir gülüşle) Haklısın.
Bir süre ikimiz de çocukları izledikten sonra nasıl girdiğini hatırlamadığım bir şekilde lafa atıldı. Önce karmaşık vatandaş felsefesi yaptı. Ardından kendi dertlerinden bahsetmeye başladı. Dinledim, dinledim, dinledim.. Aralarda onay bekleyen cümlelerini onayladım. Tavsiye isteyen cümlelerine kendimce tavsiyeler verdim. Umutlarımı, temennilerimi dile getirdim. Sonunda derin bir iç çekerek "yaa, işte öyle" dedi ve bitirdi konuşmasını.
Sonra dinlediğim için teşekkür edip "hadi bana eyvallah" dedi ve gitti. Kaldım yine kendimle baş başa. Ah pardon. Çocuklarım var karşımda. İzlemeye başladım yine onları. Bir sigara daha içmek için paketten aldığım sigarayı yerleştirdim dudaklarımın arasına ve kibriti sürttüm pakete. Yanmadı. Başka bir kibrit daha alıp sürttüm pakete. Bu sefer yandı. Ama sigaraya götürene kadar rüzgar söndürdü bu kez de. İyi oluyordu böyle. Eğleniyordum. Vakit geçiyordu en azından.
Yaa, işte öyle. Akşam oldu ve eve gittim. Duş güzel şey. Çıkmadan önce soğuk suyun altına girdiğin andaki nefes kesilmesi, orgazmla yarışır.
Hadi bana eyvallah.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)