26 Ekim 2012 Cuma

Günaydın


"Günaydın" lafını önceleri hiç sevmezdim. Gerçi şimdi de sabahları huysuz bir insan olduğum için pek de sevdiğim söylenemez ama en azından değerinin farkındayım.

Babam her sabah benim hiçbir zaman karşılık vermemiş olmama rağmen usanmadan "Günaydım oğlum" derdi. Ben de ya ters bakışlar atar ya da "Hıı" derdim. Sabahların hiçbir anlamı yoktu benim için. Hepsi birbirinin aynısı saçmasapan günler işte. Günaymışsa aymış. Bize ne? Niye birbirimize bunun haberini veriyoruz ki? 

Geç de olsa anlıyorum babamı. "Günaydın" sihirli bir sözcük benim için artık. Değerini çok iyi biliyorum. Sabahları alışverişini yaptığım her "Günaydın" enerji veriyor, mutlu hissettiriyor. Özellikle tanımadığım insanlarla yaptığımda ayrı bir mutlu oluyorum. Tanıdıklarımdan gelen tatlı bir tebessüm eşliğindeki "Günaydın"lar da çok mutlu ediyor. Hayat enerjimi arttırıyorlar. 

Diyeceğim o ki, "Günaydın"ları karşılıksız bırakmayın. Bir kelime etmek çok da zor olmasa gerek. Edin, ettirin, edişin.

Özür dilerim baba.

Eyvallah.

23 Ekim 2012 Salı

Siyah-Beyaz Rugan Ayakkabı


Ne yazacağıma karar vermeden başladım bu sefer yazmaya. Daha önce de birkaç kez yapmıştım gerçi bunu. Kafamda planlayarak yazdığım yazılar daha az görüntüleniyor zaten. Bakalım bu sefer de tutacak mı bu metod?

Aslında kafamda yazılacak birçok şey birikti son yazımdan bu yana. Ama bir kısmını unuttum, bir kısmını da unutmaya zorladım kendimi. Her şeyi de yazmamak, paylaşmamak gerekiyor. Dün bloglamak için aldığım bir notu gördüm. "Saygı duyulamayacak tercihler" yazıyordu. O zaman neyi düşünerek bunu not ettiğimi anımsayamadığım için bu konu hakkında da söyleyeceğim pek bir şeyim yok. Ama hoşuma gitti bu konu. Sanırım bundan sonra yanımda sürekli bir not defteri ve kalem taşımam gerek. Özellikle de yatakta ve sabah derslerinde.

Neyse gündemden bahsedeyim bari. Malumunuz bayram geliyor. Üniversitem bağladı tatili 10 güne. Cuma günü herkes gitti. Bense ders çalışmam gerektiği için dönmedim evime. Elle sayılabilecek kadar az kişi kaldık kampüste. Dışarı çıktığımda birkaç çift ve bohem gençten başka kimseyi görmüyorum. Çimler bile boş lan. Şaka gibi. Kampüsün ne kadar güzel olduğunu hep boşken fark ediyorum. Kimse yokken daha bir güzel burası. 36000 öğrenci var. Yani çoğunluğu 18-25 yaş arası 36000 genç. Ve en kötüsü 40000+ insan. Niye bunların insan olmasının kötü olduğunu söylememe gerek yok sanırım? Bana insan topluluğunun güzelleştirdiği bir şey gösterin size Ülker çikolatalı gofret vereyim.

Konumuz saçmalamaksa hiç durmadan yazarak 5 saatte kısa bir roman çıkartabilirim. O yüzden burada kesiyorum. Hepinize saygı duyulamayacak tercihler yapmak zorunda kalmayacağınız bir bayram diliyorum.

Teşekkürler.


21 Ekim 2012 Pazar

Karanlığa Vurulan Kilit


"Ailem çok uğraştı benim iyi bir eğitim alabilmem için. Bir sürü okula gittim. Sürekli taşınmalarımızın bir hediyesi. Önceleri okul bana iyi geldi. Öğretmenler bana ölümü unutturabiliyordu. Ama sadece birkaç yıl sürdü kürsüdekileri önemsemem. Sonra anlamamaya başladım okulu. Neden bir sınıfta toplanıp, bir kişinin dediklerini dinleyip not alıyoruz, diye düşündüm. Eğer bu soruyu sormasaydım çoktan uluslararası politika lisansımı tamamlamış olurdum. Midem bulanmasaydı kağıt ve kalemden, kitaplardan doktora bile yapardım. Bir zamanlar hayal ettiğim gibi bir devlet adamı olurdum. Ama benim her zaman için hatam çok soru sormam oldu. Bu huyum çok meraklı olmamdan değil, yanıtları bilemeyişimdendi. Bana yöneltilen sorulara yine sorularla yanıt verebiliyordum ancak. Süründüğüm üniversitelerde herkes heyecanla dört beş yıl sonrasını düşünerek anlatılanları dinlerken, ben amfinin sıralarına hikayeler yazdım evimin kapısının üst kilidinin anahtarıyla...

Terk ettim okulu. Belki hala bir yerlerde kayıtlarım duruyordur ve yoklama kağıtlarına "yok" yazılıyorumdur. Ve belki de benim için söylenecek en yerinde kelimedir. Ben yokum! En azından yokmuşum gibi dönsün dünya diye nefesimi bile tutmuştum bir zamanlar. Bendeki erken yükselişin ve daha hayatın yeni öğrenilmesi gereken yaşta bu noktaya varmış olmamın nedenini bilmiyorum. Belki de ben dünyadan daha hızlı döndüm. Hepsi bu. Gölgesinden hızlı silah çeken o çizgi film kahramanı gibi. Sonra son olduğuna inandığım bir hale geldim."
Kinyas ve Kayra - Hakan Günday