22 Kasım 2012 Perşembe

Dokunmadım - Koklamadım - Bilmiyorum


Uzun zamandır kafamı toparlayamıyorum. Düşünemiyorum. Göremiyorum. Fark edemiyorum. Ayırt edemiyorum. Özümseyemiyorum. Karar veremiyorum.

Şunlar, şunlar yapılacak diyorum. Daha onları yapmaya başlamadan listeye yeni şeyler ekliyorum. 

Uyuyamıyorum. Uyanamıyorum. Algılayamıyorum. Sevinemiyorum. Üzülemiyorum. Tepki veremiyorum.

Hiçbir derdim, üzüntüm, sıkıntım da olmamasına rağmen hiç yataktan çıkmak istemiyorum. Biraz zaman tanıyayım kendime belki öyle her şey yoluna girer diyorum. Ama daha da raydan çıkıyorum.

Son kararım, kafamı dinlemeye ve düzensizlikten bunaldığım için düzenli bir hayata ihtiyacım olduğu.

Belki de fazla abartıyorum ha? Peki neden abartıyorum? Abarmamım sebebine inelim doktor bey. 

— Evet, 3 yaşındayken menenjit geçirdim.

1 Kasım 2012 Perşembe

İkinci Bir Emre Kadar Kapalıyız


Bu zamana kadar en yakın arkadaşlarım hep kız olduğu için kapalıyım sanırım. Kızlarla her şeyi paylaşamıyor insan. Fazla detaycı oldukları için yoruyorlar bir süre sonra beni. Her şeyi ince düşünerek çözebileceklerini sanıyorlar. Lan zaten dert benim derdim. Senden daha etraflıca düşünüyorum. Yüzeysel bir yoruma, benim göremediklerimi söyleyecek birisine ihtiyacım var. 

Durum böyle olunca da anlatmamayı seçiyorum sorunlarımı. Boşversene anlatsam da bir şey değişmeyecek zaten. Gel sevişelim en iyisi. Kafamı dağıtırız belki.

Sanrı


Uyku problemi yaşıyorum son günlerde. Nedenini bildiğim bir sebepten dolayı huzursuzum. Sonu buradan kötü görünen bir hikayenin sonuç bölümündeyim. Yazarı ben olmadığım için kestiremiyorum ama başrolde ben olduğum için beğenmezsem oynamayabilirim yazılan o sonu.

Belki de daha az düşünmem gerekiyor. Belki de kendimle fazla baş başa kalmamam gerekiyor. Belki de o yoldan artık geçmemem gerekiyor.

Saksağan mı o uçan?

Neyse, Metin beni çağırıyor. Konuşmaya ihtiyacı var sanırım.

Hoşçakal-ın.
---

Yazmayacağım tabi ki buraya.

Melankolik olmanın çok basit bir şey olduğunu, 2 dakikada karalanabileceğini, asıl zor olanın mutlu olabilmek olduğunu göstermek istedim sadece. Şimdi o koca kıçınızı kaldırıp, bir kere olsun zoru başarın. Mutlu olun.

Huzurlu yarınlar.

Balsamik Soslu Muhtıra


Fazla hayatımdan bahseden bir insan olmadığım için hakkımda çok yorum yapan arkadaşım oldu. Şöylesin, böylesin, hebele, hübele. Bazıları beni çok iyi tasvir ederken bazısı yanına bile yaklaşamadı. Bu durum hoşuma gitmiyor değil ama özel de bir çaba sarf etmiyorum bunun için.

Farklı olayım, gizemli olayım gibi bir amacım hiçbir zaman olmadı. Ergenliğimi aşırı asosyal geçirmemden dolayı istemsiz bir gizem oluştu sanırım. Hani bana sorsanız gizemli birisi olduğumu da düşünmüyorum. Ama o kadar çok bu tarz yakıştırma alıyorum ki artık benimsedim diyebilirim. Zaten hep yaşıyorum bunu. Hani bir replikte diyor ya;

"İki insana birbirlerine aşık olduklarını söylersen, olurlar." 

O misal işte benimkisi de. Tek fark benim meselem sadece aşkla değil.

"Ibısın."

"Zıbısın."

Bir süre sonra kendi kendime "Gerçekten çok ıbıyım, zıbıyım." diyorum. Niye böyle oluyor lan? Acaba benim karakterim mi oturmadı hala? O oturduysa bile ayakta olan bir şeyler var kesin.

Her neyse. Birkaç anahtar veriyorum. Bundan sonra ona göre yakıştırmalar yapın da benim kafamda yeni soru işaretleri oluşturmayın kardeşler.

Düşünceli, duygusal, samimi, sınırlı, agresif, yalancı.

Ha bir de laubalilikten hiç haz etmem. Sakın karşımda gevşemeyin.

Saygılar.